EL’DE RAKİP REAL MADRID.. BÜYÜK MAÇ KAZANMAYA BAŞLIYOR MUYUZ?

Alışık olmadığımız bir sezon yaşıyoruz. Obradovic’in gelmesiyle beraber genel olarak yakaladığımız standartların oldukça altında kaldığımız bu senenin özelinde en önemli sorulardan biri üst grupta yer alan takımlara karşı ne zaman maç kazanabileceğimiz.

Ligin ilk 5 sırasında yer alan Efes, Real, Barcelona, Cska ve Maccabi’ye karşı bu sezon toplam 7 maça çıkıp bunların tamamında yenildik. Sekizinci maça çıkarken rakip hakkında elimizde neler var neler yok biraz bakalım.

Obradovic’in 2013 yılında takımın başına geçmesiyle beraber Real Madrid ile toplam 16 maça çıktık. Bu maçlar sonunda genel durum 8-8. Kırılımına baktığımızda ise, normal sezonda toplam 9 maç yapmışız: 5-4 Real lehine bir durum söz konusu. PlayOff’da sadece bir kez eşleştik: herkesin hatırladığı gibi 3-0 yapmıştık. F4’lerde ise toplamda 4 kez karşı karşıya geldik ve burada da sonuç 3-1 Real Madrid lehine. Genelde ev sahiplerinin galibiyetleri ile sonuçlanan karşılaşmalarda Fenerbahçe iki, Real Madrid ise bir kez deplasmanda kazanabilmiş.

Bu sene ilk defa 18 takımla oynanan lige, kendi sahasında oynadığı Fenerbahçe Beko ve Maccabi maçları ile başlayan Real Madrid bu iki maçı da zor da olsa kazanmıştı. Ancak arkasından 3’lü deplasman serisinden (Zalgiris, Efes ve Bayern Munich) hiç galibiyet çıkaramayan Real Madrid bunun devamında oynadığı 13 maçı da kazanmayı başardı. Ardından biri kendi evinde olmak üzere (Efes) yine 3 maçlık mağlubiyet serisi yaşayan Real Madrid çıktığı Maccabi deplasmanında, kendi sahasında sezon başından beri hiç yenilmemiş olan Maccabi’yi yenerek çok önemli bir galibiyet almıştı. Son olarak çift maç haftasını da hasarsız geçen İspanya temsilcisi bu haftaya 18 galibiyet 6 mağlubiyet ile giriyor.

Tempolu oynayan, pozisyon sayısını yüksek tutmaya çalışan Real Madrid, şut isabetlerinde %50 ve üzerine çıktığı 12 maçta 11 galibiyet aldı. Yenildiği tek maçta %56.6 isabet ile şut atmasına rağmen, %62.6 ile oynayan Khimki’ye engel olamamıştı. Diğer taraftan %50’nin altında kaldıkları 12 maçta ise 5 mağlubiyet aldılar.

Diğer önemli bir konu ise ribaundlar. Ribaundlarda zorlandıkları maçlarda yenilme ihtimalleri artıyor. Toplam ribaundların yarısından fazlasını aldıkları 13 maçta sadece 1 yenilgi aldılar (Efes)

Takım olarak dikkat çeken son sayı ise 75. 75 sayının altında kaldıkları 6 maçta 4 mağlubiyet aldılar.

Genelde kısaların hâkim olduğu bir takım olan Real Madrid bu sene daha çok uzunlarının sırtında yürüyor. Sürelerin genelde dengeli dağıldığı ekipte, en öne çıkan isimler 4 numarada Anthony Randolph (13.7 sayı, 4.3 ribaund) ve Trey Thomkins (10.7 sayı, 3.7 ribaund), 5 numarada Walter Tavares (6.2 sayı, 6.7 ribaund, 2.2 blok). Belki de 4-5 numara pozisyonlarında ligin en zengin takımı. Bu oyuncuların haricinde Jordan Mickey ve Salah Mejri gibi EL’de her takımda rahatlıkla forma giyebilecek oyuncular da takım rotasyonunda.

4 Numaradaki Randolph-Thomkins ikilisi hem sahaya koydukları hücum çeşitliliği hem de yüksek yüzdeli şut istatistikleri (%50.6 Randolph, %51.6 Thomkins) ile takımın skor gücünün önemli parçaları durumundalar. Özellikle Randolph maç başlarında takımın skor gücünü üstleniyor. Köşelerden ona yaratılan şut pozisyonlarını bir 4 numara için fazlasıyla iyi yüzdeyle sokuyor: %49.1 . Bu hafta sakatlığı nedeniyle oynayamayacak olması bizim için büyük avantaj olacak. Thomkins de çok önemli bir ceza şutörü. Üstelik bu iki oyuncunun da şut tehditleri olması nedeniyle, yayın gerisinde şut gösterip arkasından topu yere vurup çembere kadar gidebiliyor olmaları da onları çok değerli kılıyor.

Tavares-Mickey hatta Mejri rotasyonundaki 5 numara pozisyonu ise gayet korkutucu. Potayı savunma anlamında Black-Hunter ikilisi ile birlikte en sert uzun rotasyonu. Tavares yavaş ayaklarına rağmen hem boyu hem kulaç açıklığı ile inanılmaz bir blok tehdidi. Onu potadan uzaklaştırmadan potaya gitmek neredeyse imkansız. Mickey de Tavares kadar olmasa da atletizmi sayesinde potayı iyi koruyan, hücumda da farklı yetkinlikleri ile Madrid takımına katkı sağlayan bir uzun.

3 Numara pozisyonu ise koç Laso’nun genelde savunmacı kimlikleri ile öne çıkan oyuncularla dolduruldu bugüne kadar. Mevcuttaki iki 3 numara da benzer özelliklerde oyuncular. Hem Gabriel Deck hem de Jeff Taylor sert, fizikli, atletik güçlü oyuncular. İkisi de ceza şutlarında istikrar sorunu yaşamalarına rağmen işin hamallık kısmında büyük roller alıyorlar. Taylor’ın da sakatlığı nedeniyle oynamama durum mevcut.

2 Numara rotasyonunun ise en belirgin özelliği yaşları: 87 doğumlu Causer, 85 doğumlu Rudy ve 83 doğumlu Carroll ile 35 yaş ortalamasını yakalıyorlar. 3 Numara rotasyonunun tersine bu 3 oyuncu da farklı özellikler taşıyan oyuncular. Aralarında en istikrarlısı Causer. %46 üç sayı, %60.5 iki sayı yüzdeleri var. Hem savunmada baskı kuran hem de hücumda farklı şekillerde katkı veren bir kısa. Carroll ve Rudy perde çıkışı hareketli şutları markaları haline çevirmiş iki oyuncu. Onlar için çizilmiş özel setleri var ve takım ne zaman sıkışsa bu iki oyuncu devreye giriyor.

Point guard rotasyonu 3 oyuncu ile dönüyor. Bu seneden itibaren başrolde artık tamamen Campazzo var. Llull’un yaşadığı sakatlık ve istikrar problemleri Doncic sonrası iplerin tamamen Campazzo’ya geçmesine neden oldu. 24.36 dk ile takımın en çok süre alan oyuncusunun özellikle gününde olduğu zaman sinir bozucu bir oyunu var. Hem savunmada rakip gardlara büyük baskı kuruyor hem de hücumda oyuna öyle bir hükmediyor ki rakiplerini çaresiz bırakabiliyor. Llull ve Laprovitola onu dinlendirmekten öteye geçmiyorlar. Bizim maçta Llull’un da sakatlığı nedeniyle oynamama ihtimali yüksek.

Şimdi maçla ilgili önemli bir kaç soruya cevap vermeye çalışayım.

Topa yapılan baskıya, özellikle tam sahada yediğimiz baskıya çok da iyi karşılık veremediğimiz bu senenin özelinde, Campazzo gibi bunu çok iyi yapan bir oyuncuya karşı bir önlem alacak mıyız ?

Campazzo’nun Kostas üzerine ciddi bir baskı kuracağı kesin. Bunu yaparken özellikle tam sahada Deck ve Taylor ile ikili sıkıştırmaların da olacağını beklememiz lazım. Özellikle yarı sahayı geçene kadar yediği bu baskı ile yıpranmış bir Kostas’ın hücumda verimliliği düşecektir. Bu nedenle topu getirecek başka bir oyuncu seçmemiz faydalı olacak gibi düşünüyorum. Bu oyuncunun Nando olmaması çok önemli. Çünkü benzer bir durum onun için de geçerli. Kalinic, Williams hatta Vesely gibi oyuncuları topu oyuna soktuktan sonra yarı sahayı geçme konusunda hazır tutmak iyi bir alternatif olabilir. Kısa boyuna rağmen oldukça sert basketbol oynayan Campazzo’ya mümkün olduğu kadar sert birkaç perde yapmakta hatta bu perdelerde birkaç kez dirsek göstermek de lazım. Diğer taraftan Llull’un da olmadığı haftada mümkün olduğu kadar onun üzerine oynayıp faul problemine sokmayı da bir alternatif olarak değerlendirmek gerek diye düşünüyorum.

Tavares bugüne kadar oynadığımız tüm maçlarda bize büyük problem yaşattı. Bunun çözümü için geçen sene Zalgiris’in Davies ile yaptığı gibi onu dışarı çekmek çözüm olur mu ?

Yukarıda bu çözümden bahsetmiştim. Tavares çok uzun boyunun yanında çok uzun kollarını da savunmada inanılmaz kullanıyor. Aynı zamanda bizim gibi iyi box-out edemeyen takımlara karşı inanılmaz ribaund ortalamaları yakalamasına da neden oluyor. Ya da onu box-out etmekle uğraşırken diğer oyuncuların ribaundları toplamasına engel olamıyoruz. Davies geçen sene onunla genelde birebir oynamıştı. Orta mesafeden üzerine gelmediğinde şutu sokup, üzerine geldiğinde ise topu yere vurup yanından geçmişti. Bize bunu yapabilecek oyuncu Vesely değil maalesef. Belki Williams ile yapabiliriz, ama onlar da Williams ile Tavares eşleşmesi istemeyecektir. Bu nedenle daha pick&roll oynamakta fayda var. Kostas&Vesely ikilisi ile bu p&r oyunları oynayabilirsek ve bunu da mümkün olduğu kadar yukarda oynayabilirsek iki açıdan da rahat edebiliriz. Hem ters eşleşmede Kostas onu yenebilir, çabuk devrilen Vesely’e topu geçirebilirse içerdeki rotasyon potayı kapatsa bile Vesely köşelerdeki şutörleri bulabilir, hem de Tavares’in yukarıda kalması nedeniyle ribaund şansımız artabilir. Savunmada da onu mümkün olduğu kadar potadan uzakta top almasını sağlamak lazım. Bu durumda üretkenliği neredeyse sıfır.

Maçı kazanmamız için en kilit nokta nedir ?

Genel olarak Fenerbahçe Beko taraftarlarına sorsanız, sezon başından beri en büyük sıkıntı olarak top kayıpları ve alınamayan ribaundları söyler. Bu iki departmanda Fenerbahçe Beko takımı için oldukça can yakıcı sonuçlar söz konusu. Ama asıl önemli istatistik şut isabet yüzdeleri. TSR (true shooting ratio) değerleri aslında resmi net görmemiz sağlıyor. Bu istatistik toplam sayıların toplam sayı denemelerine bölünmesi ile bulunuyor. Bu oranda %52’nin üzerinde oynadığı 10 maçı da Fenerbahçe kazanmış. Geri kalan 14 maçta sadece bir galibiyet var o da İstanbul’daki Milan maçı. O maçta da Milan’ın %18 ile sadece 3 adet üç sayılık isabet bulduğunu hatırlamakta fayda var.

Sonuçta Real Madrid ne kadar eksik oyuncuları olursa olsun bu ligin en iyi basketbol oynayan en sert takımlarından biri. Sadece iyi şut yüzdesi yakalamamız da yetmeyebilir. Ribaundlarda ezilmemeli ve top kaybı sayısını da minimum da tutmalıyız ancak şut yüzdemiz %52 ve üzeri olmadığı sürece maçı kazanma şansımız çok azalacaktır.

Diğer taraftan bu bahsettiğimiz değerlere ulaşabilmek için çarkların iyi işlemesi de lazım. Takıma katkı veren oyuncu sayısını yüksek tutmalı, savunmada mutlaka enerjik ve sert olmalıyız.

Son nokta da taraftarlarımıza düşüyor. Bu sene çok acı çektiğimiz hakem yönetimleri konusunda mutlaka taraftar olarak sahaya bir şeyler koymak lazım. Maçın bizim sahada oynandığını hakemlere net bir şekilde göstermek gerekiyor.

Umarım kazanacağımız ilk büyük maç bu olur ve arkası sezon sonuna kadar gelir.

EL’DE RAKİP REAL MADRID.. BÜYÜK MAÇ KAZANMAYA BAŞLIYOR MUYUZ?” te bir düşünce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir